7 Mart 2010 Pazar

Başlık bulamadım serisi no:1

Çok güzeldi. Kapkara beline kadar saçları, bembeyaz teninde uzun suratı kusursuzdu. Burnu, ağzı , gözleri suratına sanki usta bir heykeltraş tarafından özenle milimetrik hesaplar yapılarak yerleştirilmiş gibiydi.
Hiç erkek arkadşı olmamıştı. Hayatındaki erkeklerin hiç birinin sevgilisi olacak kadar kendine layık olmadıklarını düşünüyordu.

Uyandığında yüzünde ani bir sızı hissetti. Daha önce hisstemediği kadar kesin ve keskin bir sızıydı. Birden bütün vücudunu korku sardı. Aklına gelen şeyin olmaması için dua etti, sanki ölecekmiş gibi yalvarıyordu tanrıya. Oysa ki bunun olmaması için her türlü önlemi almıştı. Cildinin temiz ve kusursuz görünmesi için herşeyi yapıyordu Akne kremleri, özel karışımlar, siyah nokta bantları... Ama düşündüğü şey olsa bile bu kadar acı vermemeliydi. Daha önce de bir kaç kere olduğunu hatırlıyordu ama hiç birinde böyle kesin bir acı hissetmemişti.
Hemen koşarak banyoya gitti. Aynaya baktığında şaşkınlıktan o güzel gözleri yuvalarından fırlayacak kadar açılmıştı. Gözleri artık çok daha güzel görünüyorlardı ama yüzündeki o kusuru görünce sirkeye atılmış birer inciye dönüştüler adete. Bütün parıltıları kayboldu.
Evet yüzündeki o kusur, o bir sivilceydi. Her genç kızın en korktuğu şeylerde zirveyi zorlayacak potansiyele sahip bir olay suratında sivilce çıkması. Ama onun sivilcesinde daha kötü görünen birşeyler vardı. Normal bir sivilce bu kadar kötü hissettiremezdi ona. Adeta ruhuna işlemişti bu sivilce. Öyle bir acı veriyordu ki narkozsuz diş çektirmeyi yeğlerdi. En azından sadece fiziksel acı çekerdi. Ama bu sivilce adeta ruhuna bir işkence gibiydi. Dokununca acının zonklamasını kafasının tam içinde hissediyordu. Ama bu sivilceden kurtulmanın tek yolu patlatmaktı. Kremlerle kurutmayı denese bir kaç gün sürecekti fakat bir gün bile eve tıkanmaktan hoşlamaz her saniye dışarıda dolaşmak isteyen birisiydi.
En sonunda kremlerle biraz yumuşattı sivilceyi. Artık sadece tırnaklarının arasına alıp sıkmak kalmıştı. Bunun bedeli mutlaka olacaktı, suratında mutlak bir iz kalacaktı ama yapmak zorunda hissediyordu.
Cesaretini topladı sonunda. Sivilceyi tırnaklarının arasına aldı ve sıkmaya başladı. kısa bir acının ardından küçük bir *pıt* sesi. Sivilceden cerahat boşalmya başladı. tek bir sivilceden bu kadar cerahat boşalması çok garipti. Sanki yüzündekş kemikler erimişte sivilcenin deliğinden dışarı çıkmaya çalışıyor gibiydi. Ama nihayet acısı da kesilmişti. Cerahatin ardından gelen kan pıhtısına kadar. Simsiyah kan pıhtısı çıkarken yakıyordu da. Ardından adeta bütün vücudundaki kan da buldukları açığa hücum edercesine yüzüne toplandı- o güzel yüzü daha önce hiç bu kadar canlı görünmemişti-. Ardından sivilceye toplanan kanlar da vücudunu terketmeya başladı. Yüzü korkudan bir mermere dönmüştü, kanın çekilmesiyle yavaş yavaş kuru bir meyveye dönüşen bir mermer.
Ertesi gün evine gelen temizlikçi onun ayaktaki cesedini gören ilk kişiydi. -Evi ne kadar küçük olsa da evin temizliğini yapıp kendisini yoramazdı,daha doğrusu güzelliğine bunu yakıştıramıyordu- Temizlikçi böyle bir ölümü ilk defa görüyordu. Daha doğrusu ilk defa bir ölü görüyordu. Çölün yakıcı güneşinin altında Medusanın gözlerine bakmış ardından tamamen kurumuş gibiydi. Bir heykel gibi. Kocasının kesin hoşuna gidecek bir hediye olacaktı bu. Kocası define avcısıydı(şimdiye kadar hiçbirşey bulup satamamış olsa da). Heykel insanın üstünü beyaz bir çarşafla örttü, kocasını aradı, ölen kızın en zarif giysilerinden birini giydi. Kocası geldi. Yüzünde kocaman bir çıban vardı. Kadının da kolu boyunca uzanan bir karartı ,çürümüş gibi.
Kurudular..

Hiç yorum yok: