“Ahahahoho saate bak gece olmuş, yatalım bari.” Dediler. Öğrencilerdi henüz ve geç diye tabir ettikleri vakit de tabi ki sabahın 4’üydü. Yatmaya karar vermelerinin yaklaşık yarım saat ardından gerçekten yatacakları yerleri kararlaştırıp yatabildiler.
O, her misafirliğe gittiğinde yaptığı gibi salondaki kanepede yatacaktı, arkadaşları da kendi odalarında. Her defasında arkadaşları ona kendi odalarını sunsalar da inatla reddederdi tekliflerini. Misafirliğe gittiği yerde ev sahibinin yerini işgal etmeye hakkının olmadığını bunu yaparsa onların rahatını bozacağını düşünürdü ve her defasında uyumak zor da olsa sabaha her tarafının tutulacağını bilse de kendi boyunun üçte ikisi kadar olan iki kişilik kanepede uyumaya çalışırdı. Nitekim uyurdu da eninde sonunda.
O gece de sıradan bir geceydi aslında. Arkadaşı, uyumak için yüksek sesle Bach dinliyordu yine; Kendisi, boynunu dayadığı kanepe kenarlığının kafasının arkasını uyuşturmaya başladığını hissediyordu. Ama her defasında ne kadar arkadaşlarının orada olduğunu bilse de yalnızlık hissine kapılıyor ve ürküyordu. Her ne kadar hayatının bütün önemli anlarını yalnız yaşamış olsa da ve hatta hayatının büyük bir çoğunluğunu yalnız geçirse de alışamıyor yalnızlık onu her buluşunda tüylerini ürpertiyordu.
Bu seferki yalnızlık hissi biraz daha somut gibiydi ama. Sadece somut.
Adeta sıcak deniz suyu gibi odaya yalnızlığın dolduğunu hissediyordu. Kanepeden sarkan elini denize sokmuş gibiydi sanki. Sadece his deniz suyu gibiydi ama verdiği içine doldurduğu duygu saf huzursuzluktu. O kadar huzursuz olmasına rağmen yerinden kımıldamadı. Belki rüya olduğunu düşünüyor belki de sonucun nereye varacağını merak ettiğinden kımıldamıyordu.
Yalnızlık kanepenin orta seviyesine kadar geldi. Kolunun dirseğe kadar ıslandığına emindi.
O an oradaki yalnızlığı o kadar yoğundu ki kaldırma kuvveti bile vardı. Yalnızlığın seviyesi kafasına geldiğinde kolunun denizde kendisini serbest bırakmışçasına havada durduğunu görebiliyordu, hissedebiliyordu. Öteki kolu duvara dayalı ve uyuşmuş olduğundan pek bir işlev görmüyordu o an için.
Kulaklarına geldiğinde yalnızlığın seviyesi, sanki kulaklarına su dolmuş gibi hissediyordu ve yalnızlık bütün vücudunu sardığından artık kendisi de olduğu yerden havalanmaya başladı ya da yüzmeye. Kulakları o yoğunlukla dolduğundan artık arkadaşının odasından gelen müzik sesi sadece uğultudan başka bir şey değildi.
Gözlerini kapadığında kendisinin sıcak bir denizde yüzdüğüne inanabilirdi, ama açtığında odanın karanlığından başka bir şey yoktu. Ve yalnızlığın seviyesi yükseliyordu. Yalnızlıkla birlikte kendisi de tabi ki. Tavanın yaklaştığını görebiliyordu. Korkmaya başladı fakat tepki verebilmesi için çok geçti. Vücudunu hissetmesine rağmen hiçbir şekilde kımıldayamıyordu artık, nedeni bilinmez.
Burnu tavana değdiğinde artık kendisi için sonun geldiğini anlayabilmişti. Hayatını yalnız yaşayan birisi olduğundan bir gün yalnız ölme ihtimalinin çok yüksek olduğunu biliyordu fakat bu denli de ilginç bir şekilde hayatının sona ereceğini hiç tahmin edemezdi.
Artık daha yukarı çıkamayacağı için vücudu tamamen yalnızlığın yoğunluğuyla sarılmaya başladı. Nefes almasını da tamamen engellemeden son bir kez derin nefes aldı. Biraz yalnızlık kaçtı ciğerlerine.
Gülümsedi.
Ölümüne değil tabi ki yalnızlığın da aynı deniz suyu gibi genzini yakmasını ilginç bulduğu için gülümsedi. ve o yoğun ılık yalnızlığın ciğerlerini doldurmasına izin verdi. Korkmuyordu çünkü kaçışının olmadığını biliyordu.
Kabullendi ve son bir kasılmanın ardından kendisini bıraktı.
15 Mart 2012 Perşembe
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
