Küçüktüm. Çok küçüktüm belki daha ilkokula bile başlamamıştım. Hep birkaç haftada bir cumartesileri Pendik'e pazara giderdik. O tam hatırlamasam da büyük ihtimalle o pazarlardan biriydi. Yolda bir tanıdıkla karşılaştık ve onunla bir yere gitmeye başladık. Daha küçük olduğumdan gittiğimiz yeri sorgulamıyordum sadece sağı solu izleyip öylesine yürüyordum annemin elinden tutup.
Tanıdık bizi bir binaya götürdü, kocaman bir binaya. Binadan merdivenler yerine küçük bir odaya girdik ,rüya gibi , oda da oda değil dolap gibi resmen küçücük ve bir kenarında dizili tuşlar var bilim-kurgu filmleri gibi aynı. O an düşündüğüm ilk şey sokak lambalarının akşam olunca yanmasını sağlayan kontrol odasına girdiğimizdi , ne kadar fantastik! Heyecanlanmıştım çok ama gerisini hatırlamıyorum.
Büyüdüm (çok da büyümedim aslında altı üstü 20 yaşımdayım daha) ve o kontrol odalarıyla artık sık sık karşılaşıyorum giriyorum içine. Sokak lambalarını kontrol edemiyormuş meğerse o odalar/dolaplar. Bizi yükseltiyorlarmış asansörlermiş. Sokak lambalarını yakmak kadar işlevli değiller yani. Öyle bir işlevlerinin olmadığının farkına vardığımdan beri de mesafeliyim asansörlere zorunda bırakılmadıkça girmem.
Sıkıcı çünkü.
Böyle büyüdüm kısmı biraz fantastikliği kaçırdı artık ama neyse geri dönüp silsem de yarım kalır hem de okuyan(eğer varsa) boşuna merak etmiş olur o kontrol odasını. Böyle daha iyi.
Ayrıca evet o küçükken ulaştığım bilim-kurgusal hayatın zirvesiydi. Daha da öyle heyecanlanacağım fantastik bir olay yaşamadım. Daha ne olabilir ki zaten olmasın.
Hele bir mezun olayım kendime yapıcam gerçek bir kontrol odası.
27 Aralık 2010 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
