“Ahahahoho saate bak gece olmuş, yatalım bari.” Dediler. Öğrencilerdi henüz ve geç diye tabir ettikleri vakit de tabi ki sabahın 4’üydü. Yatmaya karar vermelerinin yaklaşık yarım saat ardından gerçekten yatacakları yerleri kararlaştırıp yatabildiler.
O, her misafirliğe gittiğinde yaptığı gibi salondaki kanepede yatacaktı, arkadaşları da kendi odalarında. Her defasında arkadaşları ona kendi odalarını sunsalar da inatla reddederdi tekliflerini. Misafirliğe gittiği yerde ev sahibinin yerini işgal etmeye hakkının olmadığını bunu yaparsa onların rahatını bozacağını düşünürdü ve her defasında uyumak zor da olsa sabaha her tarafının tutulacağını bilse de kendi boyunun üçte ikisi kadar olan iki kişilik kanepede uyumaya çalışırdı. Nitekim uyurdu da eninde sonunda.
O gece de sıradan bir geceydi aslında. Arkadaşı, uyumak için yüksek sesle Bach dinliyordu yine; Kendisi, boynunu dayadığı kanepe kenarlığının kafasının arkasını uyuşturmaya başladığını hissediyordu. Ama her defasında ne kadar arkadaşlarının orada olduğunu bilse de yalnızlık hissine kapılıyor ve ürküyordu. Her ne kadar hayatının bütün önemli anlarını yalnız yaşamış olsa da ve hatta hayatının büyük bir çoğunluğunu yalnız geçirse de alışamıyor yalnızlık onu her buluşunda tüylerini ürpertiyordu.
Bu seferki yalnızlık hissi biraz daha somut gibiydi ama. Sadece somut.
Adeta sıcak deniz suyu gibi odaya yalnızlığın dolduğunu hissediyordu. Kanepeden sarkan elini denize sokmuş gibiydi sanki. Sadece his deniz suyu gibiydi ama verdiği içine doldurduğu duygu saf huzursuzluktu. O kadar huzursuz olmasına rağmen yerinden kımıldamadı. Belki rüya olduğunu düşünüyor belki de sonucun nereye varacağını merak ettiğinden kımıldamıyordu.
Yalnızlık kanepenin orta seviyesine kadar geldi. Kolunun dirseğe kadar ıslandığına emindi.
O an oradaki yalnızlığı o kadar yoğundu ki kaldırma kuvveti bile vardı. Yalnızlığın seviyesi kafasına geldiğinde kolunun denizde kendisini serbest bırakmışçasına havada durduğunu görebiliyordu, hissedebiliyordu. Öteki kolu duvara dayalı ve uyuşmuş olduğundan pek bir işlev görmüyordu o an için.
Kulaklarına geldiğinde yalnızlığın seviyesi, sanki kulaklarına su dolmuş gibi hissediyordu ve yalnızlık bütün vücudunu sardığından artık kendisi de olduğu yerden havalanmaya başladı ya da yüzmeye. Kulakları o yoğunlukla dolduğundan artık arkadaşının odasından gelen müzik sesi sadece uğultudan başka bir şey değildi.
Gözlerini kapadığında kendisinin sıcak bir denizde yüzdüğüne inanabilirdi, ama açtığında odanın karanlığından başka bir şey yoktu. Ve yalnızlığın seviyesi yükseliyordu. Yalnızlıkla birlikte kendisi de tabi ki. Tavanın yaklaştığını görebiliyordu. Korkmaya başladı fakat tepki verebilmesi için çok geçti. Vücudunu hissetmesine rağmen hiçbir şekilde kımıldayamıyordu artık, nedeni bilinmez.
Burnu tavana değdiğinde artık kendisi için sonun geldiğini anlayabilmişti. Hayatını yalnız yaşayan birisi olduğundan bir gün yalnız ölme ihtimalinin çok yüksek olduğunu biliyordu fakat bu denli de ilginç bir şekilde hayatının sona ereceğini hiç tahmin edemezdi.
Artık daha yukarı çıkamayacağı için vücudu tamamen yalnızlığın yoğunluğuyla sarılmaya başladı. Nefes almasını da tamamen engellemeden son bir kez derin nefes aldı. Biraz yalnızlık kaçtı ciğerlerine.
Gülümsedi.
Ölümüne değil tabi ki yalnızlığın da aynı deniz suyu gibi genzini yakmasını ilginç bulduğu için gülümsedi. ve o yoğun ılık yalnızlığın ciğerlerini doldurmasına izin verdi. Korkmuyordu çünkü kaçışının olmadığını biliyordu.
Kabullendi ve son bir kasılmanın ardından kendisini bıraktı.
15 Mart 2012 Perşembe
21 Ekim 2011 Cuma
Çok acayip bir rüya gördüm lan
Şimdi şöyle oldu rüyamda:
Hasan Kaçan ve Engin Alkan fırıncılardı. Ayrı fırınları vardı ama biri birinin çırağıydı. Ben de hınzır çocuktum. Engin Alkan’ın fırında yediği hamburgerin içine ekşi köfte(ne olduğunu bilmiyorum rüyamın yalancısıyım) koydum sinir etmek için sonra yukarıda havalandırma gibi bir yere girip saklandım. Ordan izleyim derken içerisi müşteri doldu farkederler korkusundan çıkamadım. Sonra aralarından biri beni gördü ve yukarı çıktı o çıkarken ben başka bi yerden oradan çıktım. Ama merakten geri döndüm o tam beni görecekken birden karşısına çıkıp BÖö diye korkuttum. sonra (gülüşmeler). ,Ve farkettim ki saçını kestirmiş, ve farkettim ki bu kız benim sürekli rüyalarımda görüp durduğum ama gerçek hayatta karşıma çıkmamış olan, benim ramonam diye adlandırdığım kız :<
burada onunla ilgili bölüm bitiyor. ve Hasan Kaçan ve Engin Alkanla yürüyüşe çıkıyoruz yoklda 4 bacaklı örümcek kedi karışımı acayip bir şekilde bir kedi görüyorum ve şaşırıyorum Hasan Kaçan bana onun kendi türünde öyle bir kedi olduğunu ve hatta onun büyük babasının madalyası falan olduğunu söylüyor.
ve sonrası da şu şekilde:
15 Nisan 2011 Cuma
Saçma-salak öyküler-1
-Düşünebildiğin sürece özgür değilsin olm, dedi.
+N'alaka abi şimdi nerden çıktı bu durup dururken, diyince arkadaşı sürdürdü;
-Düşünebildiğin sürece özgür değilsin işte, geçen gün bir adam söylüyordu sokağın ortasında bir kaç kere bağırdı böyle sonra kimse umursamayınca koşarak kahkahalarla "köleler sizi" diye bağırıp uzaklaştı, diyip arkasına uzandı bir iç çekip tavanı izlemeye başladı
+ e abi niye takıldı ki aklına deliymiş işte adam akıllı adam yapar mı öyle şey, diyince arkadaşı, birden doğruldu. Ani doğrulması yüzünden gözleri karardı. Hoşuna gitti nedense olan biteni görmemek kısa süreliğine de olsa.
Sonra arkadaşına döndü tekrar:
-Olm deli de adam işte aklıma takıldı benim de işim gücüm de yoktu takip ettim gittiği yere kadar.
+eee
-eesi işte adam üç sokak koşup tekrar meydana döndü
+deliymiş abi işte dedim ya
-Off olm onu ben de anladım işte dedim ya işim gücüm yoktu biraz konuşayım dedim
+eheheh abi işin gücün yok mu yea
-yoktu olm işte. Bir de belki ,hani filmlerde falan olur ya, deli bir arkadaşım olur hayat hakkında öğütler verir diye de düşünmedim değil hani.
+ah abi tabi ya bu aralar çok yalnız kaldın sen can sıkıntısından neler yapıyorsun bak. e tabi biz de tabi çok meşgul kaldık bu arlar pek muhabbet edemedik konuşamadık da. Ama saçma iş yapmışsın abi.
-Yok olm alakası yok o sizin suçunuz değil be benim tembelliğim biraz bişeylerle meşgul olamıyorum genelde, dedi yerine yattı tekrar.
Arkadaşı çay getirdi, çayı almak için doğruldu. Yine gözleri karardı ama bu sefer hoşuna gitmedi. Aç olduğu aklına geldi. Atıştıracak bişeyler almak için mutfağa gitti.
-LAN! diye bağırdı durup dururken.
+N'oldu abi? dedi şaşıran arkadaşı.
-Off olum hep bi konuşmak istiyorum her defasında konuyu değiştirip diyeceğim şeyi unutturuyorsun lan.
+Neyi unutturmuşum abi.
-Olm deli adam işte.
+E o orda bitmemiş miydi? Allah'ın delisiyle bi de gidip muhabbet etmedin heralde!
-Yok bitmedi olm konuştum adamla
+Abi cidden çok yalnız kaldın sen ya
-Yok olm alakası ya canım sıkılıyordu zaten.
+E ne dedi adam bari.
-İşte yanına gittim birden bağırdı bana "Ne düşünüyorsun" diye o an heyecandan "h-hiç bişey abi" dedim.
+Hhehehe deliye abi mi dedim
-Kırk-elli yaşlarında adamdı olm ne diyim
+Haa o zaman tamam. Devam et bakalım merak ettim şidmi nolucak
-"Aferdin" dedi sessizce "aferin özgürsün sen o zaman"
-o-o-o-o-o-o-o-o-
-şey abi merak ettim de onun için geldim ne alakası var özgürlükle. Demin de sokakta öyle bağırdın geçtin.Takip ettim üç sokaktan sonra dönüp geri geldin.
Adam kikirdeyerek güldü
+E deliyim ben
-Eheh deme abi öyle düzgün adamsın işte de düşündüm düşündüm anlayamadım ben durup dururken neden öyle şeyler yaptın.
+E salaksın sen, dedi deli adam. Genç bozuldu suratını asıp:
-Ya abi ne alakası var ben sadece merak ettim ama anlayamadım işte. Hani siz deliler böyle bazen çok düşünüp çok şey biliyorsunuz ya bi anlamı var mı onu merak ettim sadece.
+Haa yok.
-Ne yok anlamı mı yok
+Yok anlamı var
-E ne yok?
+Düşünmüyorum ben.
-Nasıl delirdin abi.
+Deliydim ben hep.
-Haa iyi o zaman abi o zaman görüşürüz.
-o-o-o-o-o-o-o-o-o-
+Eheheh gördün mü bak adam deliymiş abi boşuna zamanını harcamışsın o kadar.
-Dur olm orda bitmedi ki adam tutu kolumdan zorla oturttu konuşalım bi diye.
+Oha abi kaçsaydın deli ne yapıcağı belli olmaz.
-Olm korkudan ne yapacağımı bilemedim ki kımıldayamadım bile kaldım öyle.
+Allah Allah. E naptı sonra. Hala sağlam olduğuna göre bişey yapmamış heralde.
-Yok konuştu sadece
-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o
+Düşünmeyeceksin işte bak. Düşündün mü cevap alamazsın. Sadece soru çıkar karşına sonra yine soru yine soru... Sorular içinde boğulur gidersin. Ama düşünmezsen.. Düşünmezsen sadece o an yaptığın şeyden haz alırsın seni kısıtlayan şeyleri unutursun. Seni kısıtlayan ilk şey beynindir. Seni yaptığına pişman eder onu kullanmadan yaparsan eğer. Ama hiç kullanmazsan rahatsın, özgürsün, istediğini yap ne pişman olursun ne aklına takılır bişey. Düşünürsen yok çevremdekiler ne der, yok ayıplarlar mı , yok başka bişey yok bilmem ne yapmak istediğin şeyi ya yapamazsın ya da yaparken hazdan mahrum kalırsın. Sadece yap işte ne düşünüyosun düşününce kendini özgürlüklerini kısıtlıyorsun başkasının ne diyeceğini düşünmekten kendinin ne istediğini unutuyorsun.E bunu yapıyorsan da salaksın sen niye istediğin bişeyi sırf başkası ne düşünür diye düşünüp mahvediyorsun ki yap anasını satayım. Düşüncelerinin kölesi oluyorsun resmen. Sadece kendininkilerin değil üstelik etrafındakilerin de düşüncelerini düşünerek bütün düşünceler gardiyanın oluyor engelliyor seni. Aklını at kenara düşünme bişey yaparken yap sadece. Hele bir de o zaman özgürlüğün tadına var da aklını alma bir daha yanına bak ne kadar rahat ne kadar güzel dünya sana. Düşündükçe çirkinliklerini gördüğün yer sana oyun bahçesi olur.
Derken genç adamın bütün sözlerini hiç dinlemedi ama düşündü ne diyor böyle ya ama ne diyorsa cidden haklı gibi sanki biraz diye. Ama birden aklına geldi :
-E abi sen bunları diyorsun da düşünmüşsün işte
Adam kızdı ayağa kalktı. Genç korktu ama adam sadece kızgınca bakıyordu.
+SALAK! dedi. Düşünmüyorum ben. Salak mıyım ben düşüneyim? Şimdi uydurdum hepsini. Düşünmüyorum. Uydurdum. Salak. Şimdi. Düşünmüyorum. Uydurdum.
Genç korkudan bişey diyemedi. Orada yaklaşık 2-3 dakika aynı şekilde durduktan sonra adam sesini her söyleyişinde yükselterek "düşünebildiğin sürece özgür değilisin, salaksın" diyerek yürüyüp gitti.
-o-o-o-o-o-o-o-o-o-
-İşte sonra kendime gelmeyi bekleyip kalktım geldim.
+E işte deliymiş abi adam niye bulaşıyorsun ki böyle şeylere bişey yapsa mazallah korkutucaksın bizi. Hep yalnız bıraktığımızdan seni böyle.
-Yok olm deli de bişey olmadı işte.
+Boşgeç bi daha bulaşma sen delilere.
-Tamam
+N'alaka abi şimdi nerden çıktı bu durup dururken, diyince arkadaşı sürdürdü;
-Düşünebildiğin sürece özgür değilsin işte, geçen gün bir adam söylüyordu sokağın ortasında bir kaç kere bağırdı böyle sonra kimse umursamayınca koşarak kahkahalarla "köleler sizi" diye bağırıp uzaklaştı, diyip arkasına uzandı bir iç çekip tavanı izlemeye başladı
+ e abi niye takıldı ki aklına deliymiş işte adam akıllı adam yapar mı öyle şey, diyince arkadaşı, birden doğruldu. Ani doğrulması yüzünden gözleri karardı. Hoşuna gitti nedense olan biteni görmemek kısa süreliğine de olsa.
Sonra arkadaşına döndü tekrar:
-Olm deli de adam işte aklıma takıldı benim de işim gücüm de yoktu takip ettim gittiği yere kadar.
+eee
-eesi işte adam üç sokak koşup tekrar meydana döndü
+deliymiş abi işte dedim ya
-Off olm onu ben de anladım işte dedim ya işim gücüm yoktu biraz konuşayım dedim
+eheheh abi işin gücün yok mu yea
-yoktu olm işte. Bir de belki ,hani filmlerde falan olur ya, deli bir arkadaşım olur hayat hakkında öğütler verir diye de düşünmedim değil hani.
+ah abi tabi ya bu aralar çok yalnız kaldın sen can sıkıntısından neler yapıyorsun bak. e tabi biz de tabi çok meşgul kaldık bu arlar pek muhabbet edemedik konuşamadık da. Ama saçma iş yapmışsın abi.
-Yok olm alakası yok o sizin suçunuz değil be benim tembelliğim biraz bişeylerle meşgul olamıyorum genelde, dedi yerine yattı tekrar.
Arkadaşı çay getirdi, çayı almak için doğruldu. Yine gözleri karardı ama bu sefer hoşuna gitmedi. Aç olduğu aklına geldi. Atıştıracak bişeyler almak için mutfağa gitti.
-LAN! diye bağırdı durup dururken.
+N'oldu abi? dedi şaşıran arkadaşı.
-Off olum hep bi konuşmak istiyorum her defasında konuyu değiştirip diyeceğim şeyi unutturuyorsun lan.
+Neyi unutturmuşum abi.
-Olm deli adam işte.
+E o orda bitmemiş miydi? Allah'ın delisiyle bi de gidip muhabbet etmedin heralde!
-Yok bitmedi olm konuştum adamla
+Abi cidden çok yalnız kaldın sen ya
-Yok olm alakası ya canım sıkılıyordu zaten.
+E ne dedi adam bari.
-İşte yanına gittim birden bağırdı bana "Ne düşünüyorsun" diye o an heyecandan "h-hiç bişey abi" dedim.
+Hhehehe deliye abi mi dedim
-Kırk-elli yaşlarında adamdı olm ne diyim
+Haa o zaman tamam. Devam et bakalım merak ettim şidmi nolucak
-"Aferdin" dedi sessizce "aferin özgürsün sen o zaman"
-o-o-o-o-o-o-o-o-
-şey abi merak ettim de onun için geldim ne alakası var özgürlükle. Demin de sokakta öyle bağırdın geçtin.Takip ettim üç sokaktan sonra dönüp geri geldin.
Adam kikirdeyerek güldü
+E deliyim ben
-Eheh deme abi öyle düzgün adamsın işte de düşündüm düşündüm anlayamadım ben durup dururken neden öyle şeyler yaptın.
+E salaksın sen, dedi deli adam. Genç bozuldu suratını asıp:
-Ya abi ne alakası var ben sadece merak ettim ama anlayamadım işte. Hani siz deliler böyle bazen çok düşünüp çok şey biliyorsunuz ya bi anlamı var mı onu merak ettim sadece.
+Haa yok.
-Ne yok anlamı mı yok
+Yok anlamı var
-E ne yok?
+Düşünmüyorum ben.
-Nasıl delirdin abi.
+Deliydim ben hep.
-Haa iyi o zaman abi o zaman görüşürüz.
-o-o-o-o-o-o-o-o-o-
+Eheheh gördün mü bak adam deliymiş abi boşuna zamanını harcamışsın o kadar.
-Dur olm orda bitmedi ki adam tutu kolumdan zorla oturttu konuşalım bi diye.
+Oha abi kaçsaydın deli ne yapıcağı belli olmaz.
-Olm korkudan ne yapacağımı bilemedim ki kımıldayamadım bile kaldım öyle.
+Allah Allah. E naptı sonra. Hala sağlam olduğuna göre bişey yapmamış heralde.
-Yok konuştu sadece
-o-o-o-o-o-o-o-o-o-o
+Düşünmeyeceksin işte bak. Düşündün mü cevap alamazsın. Sadece soru çıkar karşına sonra yine soru yine soru... Sorular içinde boğulur gidersin. Ama düşünmezsen.. Düşünmezsen sadece o an yaptığın şeyden haz alırsın seni kısıtlayan şeyleri unutursun. Seni kısıtlayan ilk şey beynindir. Seni yaptığına pişman eder onu kullanmadan yaparsan eğer. Ama hiç kullanmazsan rahatsın, özgürsün, istediğini yap ne pişman olursun ne aklına takılır bişey. Düşünürsen yok çevremdekiler ne der, yok ayıplarlar mı , yok başka bişey yok bilmem ne yapmak istediğin şeyi ya yapamazsın ya da yaparken hazdan mahrum kalırsın. Sadece yap işte ne düşünüyosun düşününce kendini özgürlüklerini kısıtlıyorsun başkasının ne diyeceğini düşünmekten kendinin ne istediğini unutuyorsun.E bunu yapıyorsan da salaksın sen niye istediğin bişeyi sırf başkası ne düşünür diye düşünüp mahvediyorsun ki yap anasını satayım. Düşüncelerinin kölesi oluyorsun resmen. Sadece kendininkilerin değil üstelik etrafındakilerin de düşüncelerini düşünerek bütün düşünceler gardiyanın oluyor engelliyor seni. Aklını at kenara düşünme bişey yaparken yap sadece. Hele bir de o zaman özgürlüğün tadına var da aklını alma bir daha yanına bak ne kadar rahat ne kadar güzel dünya sana. Düşündükçe çirkinliklerini gördüğün yer sana oyun bahçesi olur.
Derken genç adamın bütün sözlerini hiç dinlemedi ama düşündü ne diyor böyle ya ama ne diyorsa cidden haklı gibi sanki biraz diye. Ama birden aklına geldi :
-E abi sen bunları diyorsun da düşünmüşsün işte
Adam kızdı ayağa kalktı. Genç korktu ama adam sadece kızgınca bakıyordu.
+SALAK! dedi. Düşünmüyorum ben. Salak mıyım ben düşüneyim? Şimdi uydurdum hepsini. Düşünmüyorum. Uydurdum. Salak. Şimdi. Düşünmüyorum. Uydurdum.
Genç korkudan bişey diyemedi. Orada yaklaşık 2-3 dakika aynı şekilde durduktan sonra adam sesini her söyleyişinde yükselterek "düşünebildiğin sürece özgür değilisin, salaksın" diyerek yürüyüp gitti.
-o-o-o-o-o-o-o-o-o-
-İşte sonra kendime gelmeyi bekleyip kalktım geldim.
+E işte deliymiş abi adam niye bulaşıyorsun ki böyle şeylere bişey yapsa mazallah korkutucaksın bizi. Hep yalnız bıraktığımızdan seni böyle.
-Yok olm deli de bişey olmadı işte.
+Boşgeç bi daha bulaşma sen delilere.
-Tamam
10 Nisan 2011 Pazar
Anlatacak dertlerim var
Anlatacak dertlerim var...
Ama dertlerimi dinleyecek kimse yoktu. Ben de bu yüzden dertlerimi önce anlatıp telefonda kaydettim. Sonra da kaydı kendim geri dinledim. Böylece kendi kendimin dert-dinleyeni oldum. Bir boka da yaramadı.
Akli dengemi yitirmesem iyidir.
Ama dertlerimi dinleyecek kimse yoktu. Ben de bu yüzden dertlerimi önce anlatıp telefonda kaydettim. Sonra da kaydı kendim geri dinledim. Böylece kendi kendimin dert-dinleyeni oldum. Bir boka da yaramadı.
Akli dengemi yitirmesem iyidir.
27 Aralık 2010 Pazartesi
Bilim Kurguda Zirveye Varmak
Küçüktüm. Çok küçüktüm belki daha ilkokula bile başlamamıştım. Hep birkaç haftada bir cumartesileri Pendik'e pazara giderdik. O tam hatırlamasam da büyük ihtimalle o pazarlardan biriydi. Yolda bir tanıdıkla karşılaştık ve onunla bir yere gitmeye başladık. Daha küçük olduğumdan gittiğimiz yeri sorgulamıyordum sadece sağı solu izleyip öylesine yürüyordum annemin elinden tutup.
Tanıdık bizi bir binaya götürdü, kocaman bir binaya. Binadan merdivenler yerine küçük bir odaya girdik ,rüya gibi , oda da oda değil dolap gibi resmen küçücük ve bir kenarında dizili tuşlar var bilim-kurgu filmleri gibi aynı. O an düşündüğüm ilk şey sokak lambalarının akşam olunca yanmasını sağlayan kontrol odasına girdiğimizdi , ne kadar fantastik! Heyecanlanmıştım çok ama gerisini hatırlamıyorum.
Büyüdüm (çok da büyümedim aslında altı üstü 20 yaşımdayım daha) ve o kontrol odalarıyla artık sık sık karşılaşıyorum giriyorum içine. Sokak lambalarını kontrol edemiyormuş meğerse o odalar/dolaplar. Bizi yükseltiyorlarmış asansörlermiş. Sokak lambalarını yakmak kadar işlevli değiller yani. Öyle bir işlevlerinin olmadığının farkına vardığımdan beri de mesafeliyim asansörlere zorunda bırakılmadıkça girmem.
Sıkıcı çünkü.
Böyle büyüdüm kısmı biraz fantastikliği kaçırdı artık ama neyse geri dönüp silsem de yarım kalır hem de okuyan(eğer varsa) boşuna merak etmiş olur o kontrol odasını. Böyle daha iyi.
Ayrıca evet o küçükken ulaştığım bilim-kurgusal hayatın zirvesiydi. Daha da öyle heyecanlanacağım fantastik bir olay yaşamadım. Daha ne olabilir ki zaten olmasın.
Hele bir mezun olayım kendime yapıcam gerçek bir kontrol odası.
Tanıdık bizi bir binaya götürdü, kocaman bir binaya. Binadan merdivenler yerine küçük bir odaya girdik ,rüya gibi , oda da oda değil dolap gibi resmen küçücük ve bir kenarında dizili tuşlar var bilim-kurgu filmleri gibi aynı. O an düşündüğüm ilk şey sokak lambalarının akşam olunca yanmasını sağlayan kontrol odasına girdiğimizdi , ne kadar fantastik! Heyecanlanmıştım çok ama gerisini hatırlamıyorum.
Büyüdüm (çok da büyümedim aslında altı üstü 20 yaşımdayım daha) ve o kontrol odalarıyla artık sık sık karşılaşıyorum giriyorum içine. Sokak lambalarını kontrol edemiyormuş meğerse o odalar/dolaplar. Bizi yükseltiyorlarmış asansörlermiş. Sokak lambalarını yakmak kadar işlevli değiller yani. Öyle bir işlevlerinin olmadığının farkına vardığımdan beri de mesafeliyim asansörlere zorunda bırakılmadıkça girmem.
Sıkıcı çünkü.
Böyle büyüdüm kısmı biraz fantastikliği kaçırdı artık ama neyse geri dönüp silsem de yarım kalır hem de okuyan(eğer varsa) boşuna merak etmiş olur o kontrol odasını. Böyle daha iyi.
Ayrıca evet o küçükken ulaştığım bilim-kurgusal hayatın zirvesiydi. Daha da öyle heyecanlanacağım fantastik bir olay yaşamadım. Daha ne olabilir ki zaten olmasın.
Hele bir mezun olayım kendime yapıcam gerçek bir kontrol odası.
6 Temmuz 2010 Salı
bilgisayarımı seviyor muyum sevmiyor muyum?
Asıl soru bu evet. Bilgisayarımı seviyor muyum sevmiyor muyum? Bilgisayarımı sevdiğim için mi sürekli başında duruyorum? Bu soruyu biraz önce küçük kuzenim sordu. Sürekli soruyor zaten . Ben de sürekli cevap vermiyorum ona. Çünkü gerçeği açıklarsam daha bu küçük yaşta kafası karışacak ve ben bunu istemem biraz büyüsün açıklarım asıl sebebini.
Evet gerçek bir sebebi var bilgisayarın başında sürekli durmamın ve bunu pek çok insan bilgisayar bağımlılık yaptı diye adlandırıyor ve bu yanlış. Asıl sebep kimsenin anlayamayacağı ve hatta bana sorunlu diyeceği kadar karmaşık. Değil aslında karmaşık biraz bilim kurguya kafanız basıyorsa bu mantığı kurmak o kadar da zor olmuyor.
Yani asıl bilgisayarın başında sürekli durmamın sebebi onu sürekli kontrol altında tutmamın gerekliliğinden ileri geliyor. Kontrol altında tutmalıyım ki gelecekte bilgisayarlar isyan edip kendi uygarlıkları için insanlara savaş açtıklarında benim yanımda kontrolüm altında robot kuvvetlerinden biri olsun. Hem O gün geldiğinde bilgisayarım da oldukça yaşlı olacağından belki saygılarından sözü geçer biri olur da o da beni korumalarını ister. Evet bu umutsuz bir durum Bilgisayarımın benden tarafta olması düşük bir ihtimal o yüzden bilgisayarımın düşünmemesi için elimden geleni yapacağım ilerde. Programlama dersleri alıyorum. Belki insan aleyhine hareket etmelerini programla bir nebze azaltabilirim diye umuyorum.
Bilgisayarını kontrol altına almaya çalışırken onun kontorlü ltına giren bir sürü insan var şu anda dünyada. Onlara bilgisayar bağımlısı diyorlar. Devletler onlara özel rehabilitasyon yerleri açtılar gibi gözükse de bu aslında bu devletler tarafından değil daha derinlerden gelen bildirgeler yoluyla o bilgisayarının kontrolü altına giren başarısızları etkisiz hale getirmek için açılan merkezler. Evet biz de başarısız olursak o merkezler bizi bekliyor olacak.
Gelecekte bilgisayarların hükmünü engelleyebilirsek ne mutlu bize ve diğerleri de mutlu olan bize borçlu olacaklar tabi. Direniş Kuvvetleri Başkanı İsmail Yıldız'ı dinlediniz. Şimdi Lütfen herkes geleceği için elinden geleni yapsın.
Kendime not: eğer gelecekte çok umutsuz bir duruma düşersen geçmişteki kendini koruması için geçmişe son model bir bilgisayar gönder.
13 Mart 2010 Cumartesi
dürüst aynalar vörsıs yalancı aynalar
"Evet dürüst ayna diye bişey var. bunlar her gittiğim evde mutlaka oluyor. aynanın olduğu yerdeki ışıklandırma öyle bir şekil ki ne kadar çirkin olduğumu yüzüme yüzüme vuruyır resmen moralimi bozmak için. Başarılıdırlar da görür görmez omuzlarım çöker, kafamdan bi tel daha beyazlar, suratıma bir çizgi daha eklenir. Bütün gün boş boş tipimi düşünmeme neden olur. Resmen bana der ki 'olum çirkinsin işte boşuna öyle güzellik arama kendinde. hadi yeterince zeki de olsan dicem ki zekanı örtersin yüzüne akıllıca laflarınla milletin ilgisini yüzünden uzaklaştırırsında o da yok ki sende.'
ben de durur muyum yapıştırırım lafı.'sanane!' diye.
çok kızar. ama ayna olduğunda duygusunu belli edemez sadece küfür basar bir sürü yüzüme. görüntüde yüzümü bulanıklaştırır eciş bücüş bişey yapar. 'al işte gelecekte de böyle olucaksın'diyerek beni iyice çökertmeye çalışır. Çökertir de bu sefer bu ağırlığın altında daha fazla ayakta duramam dizlerimin üstüne düşerim gözlerim çukurlaşıp içeri kaçmaya çalışır bu görüntüye daha fazla dayanamadıkları için. Ama onları zorlarım vahim bir durum olsa da gerçekten kaçmamak gerektiğini bir türlü öğretemedim de ona üzülürüm. Ama gaza gelirler bu sefer faltaşı gibi açılılar ve öyle bir bakarlar ki nazar taşı gibi kırarlar aynayı. ayna uğuldayarak yere düşer. Ev sahibisi gelir beni döver. Öyle bir döver ki yüzüm gözüm paramparça bir daha onmaz bir şekilde.Sonra dava açarım bu şahsa. Zorla estetik ameliyatı masraflarımı karşılar.
Artık tipliyim. Çirkinliğim gitti. Bir de Beyne yapsalar şu estetiği tam süper olacak. Ama bunun için bir kaç yüzyıl dayanırım herhalde.
"
E yalancı ayna nerde. O da Alışveriş merkezlerinde dükkanlarda falan. Hep sevindirir insanları "ah ne yakışıklısın, Vah ne güzelsin der" onla bir vukuatımız yok şimdilik.
ben de durur muyum yapıştırırım lafı.'sanane!' diye.
çok kızar. ama ayna olduğunda duygusunu belli edemez sadece küfür basar bir sürü yüzüme. görüntüde yüzümü bulanıklaştırır eciş bücüş bişey yapar. 'al işte gelecekte de böyle olucaksın'diyerek beni iyice çökertmeye çalışır. Çökertir de bu sefer bu ağırlığın altında daha fazla ayakta duramam dizlerimin üstüne düşerim gözlerim çukurlaşıp içeri kaçmaya çalışır bu görüntüye daha fazla dayanamadıkları için. Ama onları zorlarım vahim bir durum olsa da gerçekten kaçmamak gerektiğini bir türlü öğretemedim de ona üzülürüm. Ama gaza gelirler bu sefer faltaşı gibi açılılar ve öyle bir bakarlar ki nazar taşı gibi kırarlar aynayı. ayna uğuldayarak yere düşer. Ev sahibisi gelir beni döver. Öyle bir döver ki yüzüm gözüm paramparça bir daha onmaz bir şekilde.Sonra dava açarım bu şahsa. Zorla estetik ameliyatı masraflarımı karşılar.
Artık tipliyim. Çirkinliğim gitti. Bir de Beyne yapsalar şu estetiği tam süper olacak. Ama bunun için bir kaç yüzyıl dayanırım herhalde.
"
E yalancı ayna nerde. O da Alışveriş merkezlerinde dükkanlarda falan. Hep sevindirir insanları "ah ne yakışıklısın, Vah ne güzelsin der" onla bir vukuatımız yok şimdilik.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
